Nurettin Demirtaş’ın tutuklanması..

Nurettin Demirtaş’ın tutuklanması..

Halkların Demokratik Partisi HDP’nin eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın kardeşi Demokratik Toplum Partisi lideri Nurettin Demirtaş, 18 Aralık 2007’de  Düsseldorf’tan havalanan THY uçağı ile Eğesenboğa’ya indiğinde tutuklanmıştı. Nurettin Demirtaş’ın Türkiye’ye döneceğinden  kimsenin haberi yoktu.

PKK'lı Nurettin Demirtaş

PKK’lı Nurettin Demirtaş

Demirtaş, Almanya’nın Düsseldorf kenti, Ren Nehri kıyısında terör örgütü PKK yandaşlarının düzenlediği büyük mitinge katılmış, o miting’de konuşma yapmıştı. Miting sonrası Demirtaş kayıplara karışmıştı.

O sralarda , ASKERİ Başsavcılığın çürük raporu alan kişilere yönelik operasyon kapsamında, daha önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında dava açılan 183 kişinin de bulunduğu bildirmişti. Savcılık tarafından tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edilen 56 kişiden 42’si tutuklanmış, Sivil savcılık tarafından “sahte çürük raporu aldığı” iddiasıyla hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Nurettin Demirtaş, 18 Kasım’da bazı temaslarda bulunmak üzere yurt dışına çıkmıştı. Demirtaş’ın gözaltıların başlamasının ardından, 25 Kasım’’da Almanya’dan Türkiye’ye dönüş için aldığı biletini iptal ettirdiği gazete haberlerinde yazıyordu.

demirtas2

Nurettin Demirtaş 17 aralık 2007

6 Aralık’ta Türkiye’ye dönmesi beklenen, ancak defalarca dönüşünü erteleyen Demirtaş hakkında iltica başvurusunda bulunacağı ileri sürülüyordu. Ortalıktan kaybolan PKK’lı Nurettin Demirtaş’ın Belçika’ya geçtiği, Almanya’ya iltica başvurusu yapacağı söylentileri vardı.

2007 yılında Anadolu Ajansı’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde AA’yı temsil eden muhabir olarak çalışıyordum. PKK’nın Almanya’da düzenlediği (özellikle Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki) mitinglerini izliyordum.

Demirtaş , Düsseldorf Ren Nehri kıyısında düzenlenen mitinge katılmıştı. O yıllarda Almanya’da büyük mitingler organize ediliyordu. Demirtaş hakkında çıkan haberleri günlük izliyor, gelişmeleri merak ediyordum.

17 Aralık 2007 Pazartesi günü bir tanıdığım beni aradı.

-“Burada Nurettin Demirtaş var”

Sordum; ” orası neresi?”

Aldığım cevap; “Düsseldorf Havalimanı”

Sordum; “Emin misin?

Evet çok eminim, yanında milletvekilleri var.

Fotoğraf makinamı aldığım gibi, 30 dakikada Havalimanına ulaştım. Nerede olduğu bilinmeyen Demirtaş’a sorular sormanın heyecanını yaşıyordum. Bir yandan yolda giderken, ” gerçekten Demirtaş havalimanında mı, Türkiye’ye mi uçacak ?” soruları vardı. kafamda, 40 tane tilki dolaşıyor, kuyrukları birbirine değmiyordu.

Havalimanına girdim, kalabalık bir gurup oturuyrlardı. O dönem Avrupa Parlamentosu’nda milletvekili olan Felek Naz Buca ve Türkiye’den iki de milletvekili vardı. Birden yanlarına yaklaşmadım. Boynunda fotoğraf makinası olan genç birine yaklaşarak” sen gazetecimisin? ” diye sordum. “Evet Evrensel Gazetesi serbest öalışan muhabiriyim” dedi.

Ben de, ” Nurettin Demirtaş ile görüşerek bazı sorular sormak istiyorum, acaba tepki alırmıyım, sen onları yakından tanıyorsun, izin alsak daha iyi olur, bana yardımcı olurmusun?” sorusu üzerine, Demirtaş; ” gelsin ne soracaksa cevaplayalım” cevabını vermiş.

Demirtaş’a yöneldim,  AA muhabiri olarak kendimi tanıttım. Elimdeki ses kayıt cihazını açarak sorduğum soruları cevapladı. Ben de çok soru sormadım.

Kendisine; “Tğrkiye’ye mi uçuyorsunuz,  Hakkınızda tutuklama kararı var, bu duruma ne diyorsunuz?

Demirtaş; ” Türkiye’de demokrasi var, bir parti başkanını tutuklayacaklarını sanmıyorum. Demokrasimize yakışmaz” cevabı vermişti.

Bir kenara giderek ses kayıt cihazına aldığım konuşmasını çözerek kısa bir haber yaptım. Demirtaş ve yanındakiler THY’nin öğleden sonra  Ankara’ya kalkaçak uçağın saatini bekliyordu.

Bu arada AA’nın Ankara’daki Dış Haberler Servisi’ni arayarak haberi yazdırdım. Aradan 5 dakika geçmedi, AA Berlin Temsilciliği aradı.

“Haber yazdırmışsın, sakın havalimanından ayrılma. Dış Haberler bizi aradı. Talimat böyle”

Berlin’e sordum, ” Niye bu sıkı talimat?

Aldığım cevap; “Durumdan kimsenin haberi yok. Demirtaş’ın uçağı havalanana kadar oradasın,uçak havalanınca Ankara’ya veya bize bildir. Mutlaka fotoğrafla, nasıl servis edebilirsen etmeye çalış ”

Bundan anladım ki, Türk medyasının, Demirtaş’ın Türkiye’ye uçakla döneceğini benden başka kimse bimiyordu. Ortalıkta hiç bir gazeteci de yoktu.

THY uçağının kalkış saati yaklaştı, Demirtaş ve yanındaki iki milletvekili olmak üzere Pasaport kontrolüne giderken ayakta toplu bir kare fotoğraflarını çektim. Demirtaş pasaport kontrolündeki Alman memura pasaportunu uzatırken iki kare fotoğraf almıştım. Onlar kapıdan içeri geçti ben koşar adımlarla THY’nin bilet satış gişesine giderek oradaki memura, ” Ajans muhabiriyim. Uçak havalandığında bana haber vereceksin. Bir de uçaktan dönüş yapan yolcu olursa  söyleyeceksin”

Görevli; “Tamam abi merak etme”

Aradan 45 dakika gibi zaman geçti.

Görevli; “uçak havalandı,geri dönen olmadı”

Önemli bir haberi vermiş olmanın rahatlığını yaşıyordum. Ankara’yı aradım.

“Nurettin Demirtaş THY uçağı ile Ankara Esenboğa hava limanına geliyor. Şu an uçakta”

THY uçağı Esenboğa Havalimanı’na inince Demirtaş’ın tutuklandığı haberi tüm tv kanallarındaydı.

http://mp4.net.az/movie/g1OeGN8XhkA/pkk-li-nurettin-demirtas-tutuklandi.html

Reklamlar

Moskova Günlüğü

Bir haftalık Moskova gezisi sırasında gezip gördüklerimi anlatmadan  önce kısa ve  özetle Rusya…

Moskova,  Rusya Federasyonu’nun başkenti. Şehir merkezinde 10.406.578’lik nüfusa sahiptir.  1081 km² Rusya’nın iki federe şehirlerinden biri. 1917 Ekim devrimi’nden sonra Mart 1918’de başkent olmuş. Moskova nehrinin içinden geçtiği bu şehir Dünya’nın en yoğun işleyen “mimarisi ile ünlü” metro sistemine sahip. Ulaşım yüzlerce metre yerin altında. Caddelerde insan kalabalığı pek yok.

1980 yaz olimpiyatlarına ev sahipliği yapmış, Moskova’da yaşayan milyarder sayısı diğer dünya şehirlerden fazla. Moskova caddelerinde en lüks ve pahalı araçlar göze çarpıyor. bu da en çok milyarderin yaşadığı şehir ünvanını getirmiş. 2007 yılı istatistiklerine göre dünyanın en pahalı şehirler listesinde, 1. sıraya yerleşmiş.  Eğitim ve bilim alanında birçok kurumu bünyesinde  barındırıyor.  Ayrıca Eurovizyon 2009’a ev sahipliği yapmıştır. Kızıl Meydan , Lenin Müzesi, Tarih Müzesi, Bolşoy Tiyatroso şehirdeki önemli mekanlar. Kent 1147 yılında kurulmuş, bu gün  tarihi binalarla dolu.

Moskova Adana, İzmir Antalya ile kardeş şehir. 2010 yılında yapılan nüfus sayımına göre Moskova’nın nüfusu 11.503.501 kişi. 2002 yılında yapılan nüfus sayımında şehrin nüfusunun 10.382.754 idi. 2010 tarihli nüfus sayımına göre Moskova’nın etnik yapısı şöyle:

Ruslar, Ukraynalılar, Tatarlar,  Ermeniler, Azeriler, Yahudiler, BeyazRusyalılar, Gürcüler, Özbekler, Tacikler, Moldovalılar, Mordvinler, Çeçenler, Çuvaşlar, Osetler ve diğer etnik guruplardan oluşuyor.

Uzatmayayım,

Dünyaynın sayılı ve yüzölçümü itibarıyla büyük ülkelerinden biri. Müzeler,Tiyatrolar, Sinemalar, Park ve Bahçeler, Köprüler, Yollar ve tarihi binalarla dolu bu kenti görme merakım hayallerimdeydi. Türki Cumhuriyetleri’ni görme merakım da var.  Örneğin onlardan biri de Azerbaycan. Başkent Bakü’nün görüp gezmeye değer bir kent olduğunu duydukça, görme hevesim daha da artıyor. Kısmet olursa bir gün oraları da ziyaret etmeyi düşünüyorum.

RUSYA VİZESİ

vize

Düsseldorf’tan uçağa binip  Moskova’da bir hafta tatil yapacağım aklıma gelmezdi. Arkadaşlarla konuşurken nasıl oldu ise Rusya konusu geçti. Aramızda Türkiye’deki güncel konuları irdelerken, Suriye konusunda Rusların siyasi ağırlığından söz ederken aklıma birden Rusya geldi. Rusların ülkemizi sevdikleri  tatillerini Antalya’da geçirmesi, Rusya ile Türkiye arasında yaşanan savaş uçağının düşürülmesi  krizinin ardından yakınlaşması, Moskova’da kısa süre bir tatil geçirmek, görebilmek için karar vermiştim. Alman vatandaşları için  Rusya’ya vize olduğunu öğrenince yapmam gereken vize alabilmekti.  İnternet sitelerinden  vize almanın şartlarını araştırdım. Rusya Federasyonu’nun Bonn kentinde bulunan Büyükelçiliği web sitesine girdim. Vize konusunda yapılan yorumları okuyunca biraz hevesim kaçar gibi olmuştu. Vize formu doldurmam gerekliydi. Vize başvurusu yapanlar, Bonn’daki büyükelçilik görevlilerinin umursamnazlığından, ilgisizliğinden dolayı yaptıkları yorumlar karşısında, ” ben bu vizeyi alamam” diye umutlarım sönmeye başlıyor gibiydi. İnternette Rusya’ya seyahat vizesi alan aracı siteler var. Onlardan biri de Düsseldorf kentinde. Belli ücret karşılığında gereken evraklar tamamlandıktan sonra  vizenin çıkması 10 gün sürüyor.

İlk telefon ile aradığım vize alan aracı telefonda bana:

” Hangi milliyettensiniz? ” sorusuna karşı, ‘ Türkler  vize konusunda çok sıkı incelemeye alınıyor” dedi.

Alman vatandaşı olduğum için söylediğini pek de umursamadım. Vize konusunda, doldurulması gereken vize formu için İnternet sitelerinde verilen link, Rusya  Dışşleri Bakanlığı’na bağlı. Siteye giriş yapıldıktan sonra e-postaya gelen şifre çok önemli. O şifre ile vize formu üzerinde yapılan hatanın düzeltilmesi için tekrar girilmesinde verilen şifreyi istemekte. Vize formunu eksiksiz doldurmak için internette örnekler  mevcut.

Düsseldorf kentinde Vize alan firma ile anlaştım. İstenen evrakları verdim. Formu doldurmamda büroda görevli bayan sayesinde herşey tamam.  On gün bekledim, iki haftalık vize isteğime karşı bir aylık vize çıktı. Bendeki heyecan vizenin çıkması ile başladı.

Ne dilini konuştuğum ne de yazılarını okuyabildiğim  bir ülkeyi görmeye gidiyor olmamda tedirginlik vardı.  Bir uçuş bileti ile bir otel ayarlamam gerekiyordu. Onları da vizeyi aldığım aracı firma halleti. Moskova’da mini bir Otelde yerim ayrıldı. 13 Eylül 2016 günü 10: 45’te Aeroflot yolcu uçağı ile Moskova’da  Sheremetyevo Uluslararası Hava Limanı’na 3.20 dakika süren uçuştan sonra iniş yaptım.

Düsseldorf’tan Moskova’ya uçan yolcuların çoğu Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde yaşayanlardan. Çoğu Almanca  konuşuyordu. Uçakta yanıma bir bayan oturdu. Ona birşeyler sormam gerekiyordu, bir türlü soramıyordum.  Sıkıntılı dakikalar geçmiyordu. Çantamdan kitap çıkarttım, okumaya başladım ve  o bayan;

” hangi millettensiniz? ” sorusunu sordu.

Elimde okuduğum, Türkçe kitaptı. Belli ki dikkatini çekmiş.

Sohbet ilerleyince, Hava limanından sonra Moskova’nın merkezine gidip gitmececeğini sordum.

“Evet” dedi.

Bu da benim çok işime yaradı.

Beni hava limanında karşılayacak olan, bir tadığığın yakını beni alıp otelime bırakacaktı. Ya, bir aksilik çıkar da gelemez ise “oteli nasıl bulacağım” düşüncesi kafamı yoruyordu.

Gömrük kapısından çıkınca, elindeki kağıt üzerinde adım yazılı kişi ve uçakta yan yana oturduğum bayan ve ben bir otobüse bindik, Moskova’ya gidiyoruz. Belli mesafededki yolu otobüs ile gitmemiz gerektiğinden yeraltı Metrosuna ulaştık.  Moskova’da ulaşım yeraltı Metrosu ile. Şehir ve  Metro planına olunca istenilen yere ulaşmak zor değil.

Bindiğimiz otobüs eski. Kendi kendime; ” Galiba Ruslar otobüs konusunda  çağ atlayamamış” diye düşündüm. Etrafı seyrediyorum. Yollar kötü, yol boyları geçtiğimiz malalle kenarları  çamur, bakımsız. Ağaç dallarının arasından elektrik telleri geçiyor, Yolların tozu nedeniyle araçlar çamurlu, çimenler temizlenmemiş, otlar yükselmiş, otobüs duraklarındaki bekleme kabinlerinin  demirleri küf tutmuş, evlerin balkonları teneke kaplı.  İlk görüntüler beni şaşırttı. açıkcası. Yaşadıkları binalardaki balkonlara balkon demeye bin şahit istiyor. Gördüğüm o çok katlı bianaların balkonları adeta  göstermelik gibi duruyor, Ruslar balkon sefası olduğunu söyleyemem.

ULAŞIM

Dakikalar süren gidişimizde bir Metroya istasyonuna ulaştık. Hangar gibi bir bina içine girdik,  biraz gittikten sonra,  bizi uzun ve dik yeraltı metrosunun derinliklerine götürdü. Rus metroları bir kaç yıl öncesi reklam tabelaları ile doluymuş, o reklamları kaldırmışlar. Yolcu taşıyan trenler de başka.  Metro trenleri kulakları rahatsız edecek kadar sesli ve  çok hızlı. Ulaşımın kolay olduğunu iki gün sonra elime geçen   Metro planından anlayacaktım. Moscow metrosuna şehrin hemen her köşesinden ulaşmak mümkün yalnız saatinizi kontrol etmeyi unutmayın çünkü Moskova metrosu gece saat 01:00 sabah saat 05:30 arasında (4,5 saat) bakım için kapatılıyor. Diğer saatler boyunca açık aralıksız hizmet veriyor.Moskova yönetim sistemi (belediye) şehrin kendi sakinleri için ise
Çeşitli biniş imkanını içinde barındıran bir sistemde geliştirmeyi unumamış, akıllı biletler 1 günlük ten başlayıp 365 günlük olmak üzere bir çok seçeneği sağlıyor.
365 günlük bir troika tam 18200 Ruble ye satılıyor. (1 Euro=70 Ruble)

Kızıl Meydan’a yakın bir sokakta  otelime yerleştim.  Akşam saatleriydi, Hasan ile sokağa çıktığımda, etrafıma bakınca gözlerim kamaştı. Hasan beni havalimanından otelime yerleştiren arkadaş.

Afyonlu Hasan; ”  Ruslar sıcak kalpli insanlardır ”

Moskova’dan 70 km uzakta bir işyerinde çalışıyor. Afyonlu Beş yıldan beri  Rusya’da yaşıyor. Moskova’yı çok iyi tanımıyor ama oradaki yaşama ayak uydurmuş. Rusca dilini kendini kurtaracak kadar konuşabiliyor. Hayatından memnun. Bir Rus bayan ile tanışmış, beraber kalıyorlar. Bayan arkadaşı henüz Türkiye’yi görmemiş, 2017 yaz tatili  içim planları var. ” Rusların Türkiye merakı olduğunu, pek çok Rus’un da Türkiye’de yaşamayı sevdiğini biliyorum, arkadaşın da öyle mi?” soruma, ” Kısmet olmadı ağabey, önümüzdeki yaz tatili için birlikte Türkiye tatili düşünüyoruz. Amacımız; ileride beraberliğimizi evliliğe dönüştürmek. Onu seviyorum, o da beni çok seviyor. Ruslar sevgilerine çok sadık. Onlardaki sevgi bizim Türk kızlarından çok çok fazla. Natalia’dan örnek verecek olursam, dini görüş ayrılıklarımıza rağmen  hiç hissettirmez. Kültürel fark göremiyorum. Çok güzel yemekler yapar. Moskova’ya  biraz uzak olsak da ara sıra Moskova’ya gezmeye geliriz. Moskova yaz aylarında çok güzel. Rusya Eski Sovyetler Birliğine bağlı ülkelerden gelenlerle dolu. Tatarlar, Azeriler, Gürcüler, Dağistanlılar daha pek çok  ülke insanı burada yaşar. Burada  geçirdiğin günlerde Türkçe konuşanlara mutlaka raslayacaksın. Sıcak kalpli  insanlardır” diye anlattı. Hasan ile yeniden görüşmek üzere ayrıldık.

Akşam karanlığı çökmüştü. Moskova’nın merkezi konumundaki cadde ve binalar çok harika. Yolla temiz.Yerde bir sigara izmariti bile arasanız bulamazsınız. Binalar özenle ışıklandırılmış, sokaklar gündüz gibi aydınlık ve  insanlarla dolu. Hasan’ı fazla geç vakitlere kalsın istemedim, uğurladım gitti. Otelin bitişiğinde  bir kahveye girdim. Yerime oturdum. Etrafımda genç bayan ve erkekler vardı. Tahminen akşam  saat 20. 00 sularıydı. Etrafıma usul usul bakındım, kendimi yabancı hissettirmek gibi kafamı  etrafıma süzerek çevirdim. O saatlerde genç annelerin yanında 5-6 yaşlarında kız – erkek çocuklar vardı. Bana göre o küçük çocukların yatma zamanıydı. Biraz yadırgar gibi oldum ve şu aklıma geldi. ” O an  Ruslar da Türkler gibi, biraz disiplinsiz” diye düşündüm.

Garson elindeki mönü liste ile geldi. Rusça bir şetler söyledi. Ne dediğini anlamasamda, sağ elimin işaret parmağımı göstererek ” kaffe” dedim.    O bana, birşeyler daha sordu, tahmin ettiğim, “sütlü ya da sütsüz mü?” olsun diye soruyor olmalıydı. Benim için ” sütlü olsun” demek kolay olsaydı söylerdim. Her şey çok çabuk geliştiği için telefonumdaki sözlüğe yazarak sözleme fırsatı bile olmamıştı. Nefis bir kahveyi yudumlarken,” önümüzdeki günlerde  nasıl yaparım , nasıl ederim.” diye aklımdan sorular geçiyordu. Kendi kendime de, buralara gelmeye karar verdiysen öğreneceksin” diye de  teselli verir gibi kafamdan geçiriyordum.

( ileri zamanlarda girdiğim yerlerde”bir fincan  kahve istiyorum”  diye sözlüğe yazdım, gelen garsona telefon ekrarnındaki Rusca yazıyı gösterdim. Rusca bilmeyen ve okuyamayan için Moskova’da dolaşmak kolay değil)

Ertesi gün akşam  saatleri aynı kahveye girdim. aynı garson geldi .  İki kelime ingilizce ile Türk turist olduğumu anlattım. Hasan bana Moskova’da mutlaka az çok Türkçe bilene raslayacağımı söylemişti, hep o aklımda kaldı.

O garson bana; ” Sen Türksün ?” diye sordu.

Gözlerim  açıldı. yüzüne  gülerek baktım.

“Evet Türk’üm”

Adının ;  Sahur olduğunu söyledi. Türkesi pek iyi olmasa da ben çok sevinmiştim

Ben de ona, ” Sen de mi Türk? diye  sordum.

Bana; Dağistan Türklerinden , Üniversite öğrencisi olarak garsonluk yaptığını kendi  Türkçe ile söyledi. Cana yakın bir genç. Hemen oracıkta  Tanıştık. Ortam biraz kalabalıktı. Müşterilerine sipariş yetiştirmeye çalışıyordu. Ara ara yanıma geldi, isteğimi sordu. Mönü listesi Rusça yazılı olduğundan resimli liste görünümü güzel bir makarna  söyledim. Listede daha çok pasta çeşitleri vardı. iki de yenilebilecek yemek türü ilave edilmiş. Bar bölümünde iki kişi daha vardır çalışan. Sahur’a ” onlar da mı Dağistanlı, Türkçe konuşuyor mu?” diye sordum, Ermeni olduklarını söyledi. Sanki o an içim buz gibi oldu nedense. Aklımı politik düşünceler çeler gibi olmuştu.

Ona Kızılmeydanı sordum. Çok yakın dedi  ve tarif etti.  Sağolsun, elime turistik yerlerin planını verdi, çok işime yaradı. O plan ile yasısı  gün elime selfiye çubuğunu da alarak, Kızıl Meydan istikametinin yolunu tuttum.  Kızıl Meydan kaldığım otele 1,5 km uzaklılta olması benim için  iyi bir avantaj oldu. Moskova’nın  merkezi yerindeyim. Yol üzerinde tiyatrolar, sinemalar, çok ünlü markalar satan dükkan ve mağazaların bulunduğu caddenin bir ucu Kızıl Meydan’a çıkıyordu. Cadde boyu giderken dikkatimi çeken, dükkanların tabellalarıydı. Her dükkan veya mağazanın üzerinde kabartma yazı ile yazılı ışıklı yazılar var. Sokaklardaki sıra sıra dizili dükkanların giriş kapıları üzerinde öyle büyük reklam tabelaları görünmüyor. Moskova çok düzenli, temiz, yerlerde bir sigara izmariti göremezsiniz. Gündüzleri temiz caddeler yıkanıyor. Moskova Belediyesi’nin hizmet anlayısı sınırsız.  Caddelerde  son model, BMW, Audi, Mercedes ve Toyota marka lüsk ve pahalı araçlar birbirinden üstün. Pahalı araçlar Rus zenginlerin oyuncağı.

 

Rus milyarderlerin özel şöförleri Tiyatro veya bir Sinema  önünde araçları sıraya dizmiş  bekleşiyor. Belki de  aralarında yanlarından geçtiğim çok ünlü  sinema yada tiyatro sanatçılarının olmaması mümküm değil. Kafe ve barlar tıklım tıklım dolu.  moskova’da üçüncü günümün sabahı elimdeki plan ile bulunduğum civarı görebilme merakı ile yola çıktım. Kızıl Meydan’ı ve Kremlin Sarayı’nı mutlaka görmeliydim.  Cadde boyu ilerledim. Kızıl Meydan’a girişimde Kıyafetleri değişik birileri gözüme çarptı. Giderken Selfi çubuğu ucuna cep telefonumu da takmıştım.  Hava soğuktu . Kremlin Sarayı karşımdaydı. Meydana girişe az kala, kıyafetleri Rusların çarlık dönemini andıran, önce  askeri kıyafetli uyun boylu bıyıklı bir yaklaştı. ” foto foto” dedi. ben de ona  ingilizce ” yes” dedim. ardından iki kişi daha belirdi. O iki kişi fotoğraf çekiyor. Askeri kıyafetliye ” I”m Turist Moskau, I”m from Turkey” diyebildim. Beni anladı. Yanında dolaşan 25 yaşlarında bir bayan ile  fotoğrafçılarına birlikte pozlar verdik.

Bana, sağ el  işaret parmağıyla kendini göstererek ” Lenin Lenin” diye söylemesinden  hemen anladım.Yanına Çariçe Katerina’yı da almış kıyafeti ile çakma Lenin’i canlandırıyor. Bu arada, Rus Çariçe Katarina’yı da kısaca anlatayım istedim. (Foto altta)

Ünlü Rus çariçe ; 15 Nisan 1684 tarihinde Letonyalı bir köylü ailesinin kızı olarak Kurşas’ta dünyaya geldi. Doğduğu zamanki ismi Marta Elena Skavronska idi. Asıl adı Marta Skrovnovska olan Çariçe Katerina üç yaşında öksüz kaldı ve bir papaz tarafından büyütüldü. Ruslar, İsveç ile yaptıkları savaşlar sırasında Katerina’yı esir aldılar ve kimsesiz köylü kızı, Çar Petro’nun danışmanlarından birinin hizmetçiliğini yapmaya başladı. Görevi, danışmanın konağında çamaşırcılıktı. Katerina, bu arada efendisinin konağına sık sık gelen Çar’ın gönlünü çelmeyi başardı, 1703’te Çar’dan bir çocuk dünyaya getirdi ve 1705’de Ortodoks dinine geçti. Ekaterina Aleksiyevna adını aldı. Katerina’nın Prut Savaşı sırasında barışı sağlamak bizzat Osmanlı sadrazamı Baltacı Mehmet Paşa’yla müzakerelere katıldığı ileri sürülmektedir. Prut savaşından sonra 1712 Şubat’ında Çar ile resmen evlendi. 1724’te taç giydi, Petro’nun bir yıl sonra vâris bırakmadan ölmesi üzerine de asillerin muhalefetine rağmen saray muhafızlarının ve bazı askerlerin desteğiyle “Çariçe” ilân edildi

Para kazanmanın yolunu bulmuş. Yanımdan ayrılırken; Rusça birşeyler söyledi ve İbrahim Tatlıses dededi. Sanırım, Tatlıses’e selamını  iletmemi istedi.

Üzerimde kalmasın, ” İbrahim bey, çakma Lenin’in size selamı var”

Kızıl Meydan’a giden yabancı türistlerle hatıra fotoğrafı çekiliyor. Fotoğrafı çeken iki kişi ellerindeki çanta içindeki baskı makinası ile çektikleri fotoğrafları orada baskıya yaparak elime verdiler. sağ el  orta parmakla  iki işareti yaptılar. Cebimde beş bin Ruble kağıt para vardı. Cüzdanımı öıkardım 2 bin Ruble aldılar. Rusya’da 1 Euro, 79 Ruble. Bana 3 fotoğraf  25 Euro’ya mal oldu. Kızıl Meydana girdim. sağ tarafımda kremlin Sarayı var. Saray’ın duvarına bitişik Lenin Mozolesi bulunuyordu. mozolenin duvarları mermer taş örülü. Kapartmalı Lenin yazısı sökülmüş ama izinde Lenin yazısı belli oluyordu.Meydanın ucunda ünlü Saint Basil Kadedrali karşımdaydı.

KIZIL MEYDAN

15 yüzyılda Kremlin’in duvarları tamamlandıktan hemen sonra yapılan Kızıl Meydan, tarih boyunca idamlara, gösterilere, geçit törenlerine ve mitinglere sahne olmuş. Bu meydanın ortasında durup etrafıma uzun uzun baktım.  Eskiden, kentin merkezindeki en büyük pazar alanı olan meydan, Moskova’yı Rusya’nın belli başlı kentlerine bağlayan yolların kavşağı konumundaymış. Meydan, değişik zamanlarda konutlar, kiliseler, bir halk tiyatrosu ve bir basımevi yer almış. Moskova’nın ilk halk kütüphanesi ile üniversitesi de burada kurulmuş.

XVI. yüzyıl’da meydan, Kurtarıcı ve Svyatoy Nikolay kapıları önünde, üzerinde köprüler kurulan bir hendekle Kremlin’den ayrılmış. Meydanın güneyinde, bir demir parmaklıkla çevrili taştan bir tribün (Lobnoye Mesto) yükseliyor, çarın ukazları buradan ilan ediliyor ve ölüm cezaları burada yerine getirilmiş. Meydanı Kremlin’den ayıran hendek 1812’de kapatılmıştır.

1924’te Kızıl Meydan’da Sovyetler Birliği’nin kurucusu Vladimir Lenin  için mozole inşa edilmiş. İlk olarak ahşap yapılan Vladimir Mozolesi 1930’da granit mermerden yapılarak ziyarete açılmış. 1930’da Kızıl Meydan’ın taşları yenilenmiş ve 1818’de Minin ve Pojarski için meydanın ortasına dikilmiş olan anıt, geçit törenlerini ve gösterileri engellememesi için Vasili Blajenni Katedrali’nin önüne taşınmış. Sovyetler Birliği döneminde her yıl 1 Mayıs ve 7 Kasım’da “Ekim Devrimi” düzenlenen geçit törenleri, Kızıl Meydan’daki en önemli kutlamalar olmuş.

Kremlin ve Kızıl Meydan 1990 yılında 13.yüzyıl’dan beri Rusya tarihiyle olan güçlü bağları nedeniyle UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne girmiş. Kızıl Meydan’a giderken Duma’nın yanından geçtim. Duma, Rusya Federasyonu federal meclisinin aşağı kanadına verilen ad. Çarlık Rusyası’nda 1905-1917 yılları arasında etkin olan yasama meclisi.

2008 yılında, Sovyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılışından beri ilk kez, SSCB’nin II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyas’na karşı kazandığı tarihi zaferin yıldönümü olan Zafer Günü törenlerinde ağır askeri araçlar geçit törenlerine katılmış. 2010 yılındaki törenlerde Rus ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi ülkelerin yanı sıra ilk defa NATO’dan Amerikan, İngiliz ve Fransız askerleri de Kızıl Meydan’daki kutlamalara katılmış.

Kremlin’in hemen doğusunda,Moskova Nehri’nin kuzeyinde yaklaşık 73,000 m²’lik bir alanı kaplar. 1875-81 arasında yapılan Devlet Tarih Müzesi meydanın kuzey ucunda bulunmakta. Güney uçta ise, 1554-60 arasında yapılmış Vasili Blajenni Katedrali yer alıyor. Doğu yakasında, Rusların ” Riyadıy”x adıyla anlandırdıkları ticaret galerileri vardı. 1953’te, bu galerilerin yeniden düzenlenmesinden sonra Devlet Satış Mağazaları (GUM) açılmıştır. Lenin’in 1930’da tamamlanan anıtmezarı ise batısında, hemen Kremlin’in duvarı önünde. Lenin’in anıtmezarının yakınındaki öbür mezarlar da Kremlin duvarı boyunca uzanıyor.

O gün Kremlin Sarayı’nın çevresini dolaştım, Moskova Nehri kıyısında Saray’a giden siyah renkli siren çalan pek çok araç Ankara sokakları gibi, içinde Rus Devleti’nin resmi görevlilerini Saray’a götüren araçları seyrettim. Kremlin Sarayı’nın giriş kapısına giren resmi araçların sayısı bile belli değildi.  Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bile o gün Saray’a gelmiş olabilir.

Moskova gelecek yıllarda çok renkli görünüme sahip olacağı, restore edilmekte olan binalardan belli. Kent merkezindeki tarihi görünümlü binalar restorasyona girmiş durumda. Gezi parkı alanları oldukça düzenli ve bakımlı. Akşam karanlık çökünce park alanlarında renkli ışıklandırma mükemmel görünüme sahip.  Bu alanlarda fotoğraf sergileri, ünlü kişilere ait heykeller  göze çarpıyor. Bazı geniş alanların altında irili ufaklı alış veriş yapılabilecek mağazalarla dolu.

Moskova sokaklarında bulunan kavşaklardaki  trafik lambalarında  karşıdan karşıya yaya geçişleri,  yer altı geçitlerinden yapılıyor. Lambalarda karşıdankarşıya geçmek için bekleyen insan göremezsiniz. Moskova Rusya’nen en pahalı kentlerinden biri. Bu kent Ankara gibi , daha çok brokrasi çevresinden insanların yaşadığı bir kent.  Mc Donald’s , KFC gibi Amerikan Fas-Food işletmelerinin  de bulunduğu zengin ve lüks markalı ürünlerin yerini aldığı, mimari yapısı ile  kendine hayran bıraktığı bir kent. Havanın soğuk olmasına rağmen Rus bayanlar mini etekle dolaşıyor. Rus bayanlar zarif ve şık görünmekten kendilerini geride bırakmıyor.  Genç bayanlar altlarında lüks ve pahalı çiplerle dolaşıyor.